Peygamber sevgisi Sahabe sevgisini doğurur
  Kırık Mızraptan
 

 
SİTEMLER

AŞILMAZ

Ah edip ağlamadan,

Sîneler dağlamadan,

Su gibi çağlamadan,

Bu dağlardan aşılmaz!

Cânı cânânı vermeden,

Fakr ile fahr’a ermeden,

Yokluğa kanat germeden,

İmkânsız yollar aşılmaz!

Kafada düşünce, sînede îmân,

Gönülde heyecan, hislerde tûfan,

Ve binbir ızdırâp, binbir hafakan,

İçini sarmadan çöller aşılmaz!

Ötelere gönül gözü açmadan,

Pervâz edip dost eline uçmadan,

Benliğine kıvılcımlar saçmadan,

Sarp yokuşlu bu yollar hiç aşılmaz!

Ölüp ölüp dirilmeden,

Hergün bin kez gerilmeden,

Canda öze erilmeden,

Şekler, gümânlar aşılmaz!

Sine kebap olmadan,

Vakit-mîat dolmadan,

Sen, senden kurtulmadan

Dere tepe aşılmaz!

Yolcu buruk baş gerek,

Gözde daim yaş gerek

Huy biraz yavaş gerek,

Yoksa yollar aşılmaz!

 

 

İNKİSAR

Söyle ey dost! Sitemkâr hâlin nedir?

Her biri şikâyet makâlin nedir?

Küskünsün, bilmem ki melâlin nedir?

Bir anlasam gizli âmâlin nedir?..

Hani sözün Hakk için söylemişdin;

Neyledinse O’nunçün eylemişdin;

Rûhun ile Cennet’i peylemişdin;

Ne bu öfke şimdi, celâlin nedir?.

Hizmet deyip, hak deyip koşdu isen,

Kanlı-dere, sarp-yokuş aşdı isen,

Önce ham idin şimdi pişdi isen,

Öyleyse bir göster kemâlin nedir?

Düşüncen milletse, nazlanmak kimden?

Hasbîlik der isen şikâyet neden?

Beklediğini beklerlerse senden,

Verebilir misin, mecâlin nedir?!

 

 

SEBÂT

Edip durma öyle, maksûda eremezsin;

Yerinde kalmayınca, meyveyi deremezsin!

Varan sebâtla vardı, gidip menzile erdi,

Sen sebât etmeyince, dost yüzü göremezsin!

Yollar uzun ve yaman, yolcuya azık îmân,

İnançla gerilmezsen, Cennet’e giremezsin.

Köprü yıkık, yol bozuk, elden tutan kimse yok,

Hakk’a gönül vermezsen öteye geçemezsin!

Derin dere, sarp yokuş, Hak-erine hepsi hoş,

Hak’la hemhâl olmazsan yayını geremezsin!

Varanlar vardı çoktan, varlığa erdi (yok)tan,

Yok olmayınca sen, huzûra yüz süremezsin..!

 

 

SIKILSIN

Sen çalış; olmazsa âlem sıkılsın!

Yardıma koşmayan kalem sıkılsın!

Kanatlan üveykim hele kanatlan!

Sana yol vermeyen mekân sıkılsın!

Akıncımız akıp gitti dönmedi,

Gitmeyip yerinde seken sıkılsın!

Koca umran taş taş olup devrildi.

Bu ülkeden gelip geçen sıkılsın!

Mîmârlar çekilip gittiler çokdan,

Çıraklık bilmeyen kullar sıkılsın!

Var olup boy atdı (bâtıl) bir yokdan,

Hakk’ı söylemeyen diller sıkılsın!

Ey canını fedâya and içmiş baş!

Sen çek git yoluna kalan sıkılsın!

 

 

ŞAFAK GARİPLİĞİ

Gecelerin ardından bir şafak garipliği,

Sisli ufuk ve biz,

Durmuş gözlerken huzuru, neş’eyi, sevgiyi,

Hâlimizce sessiz.

Bora gibi zorlu esmeye başladı kader,

Yürekler temelsiz...

Kuluçkadaymış bütünüyle kin, nefret meğer

Sîneler pek hissiz...

Deldiler zamanı, şu delik bir lehim ister,

Sapasağlam eksiksiz..

Yüreğimde sancı, şakaklarımda kanlı ter,

Hislerim direksiz.

Bir baştan bir başa ufku şafaklar tutmuşken,

Dupduru lekesiz;

Zulmet yırtılmış, aydınlık geceyi boğmuşken..

Ve yollar hendeksiz...

Yürüyorduk, rüyâlı baharlara ardarda,

Mânisiz, engelsiz..

Her yanda kızaran erguvanlar arasında,

Pür-şevk, gösterişsiz..

Gök bir yanda, yıldızlar bir yanda, biz bir yanda,

Nûrefşân tertemiz;

Zaman “vefâ, vefâ” diye inledi bir anda,

Acıklı, mecalsiz...

Yeniden gün denizde söner gibi olmuştu,

Ölgün ve bedelsiz..

Yeniden bu hasta gönlüm hasretle dolmuştu,

Hicrânlı-tâli'siz...

 

F.GüLEN'E AİTTİR...Kırık mızrap kitabından alıntıdır

 
  Bugün 1 ziyaretçikişi burdaydı!  
 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol